“Gelecekte vereceğimiz en büyük mücadele insan türünü ayakta tutmak olacak.” -M. Gorbachev

Kara; yaklaşık 4.5 milyar yıldır, milyonlarca tür için yaşam alanı olmuştur. Biyosferin tamamı ona bağımlıdır ve o olmadan kelimenin tam anlamıyla bir hiçtir. Bu döngü, biz yani insanoğlu, Dünya üzerinde bulunduğundan beri herhangi bir aksaklık olmadan süregelmektedir. Buna rağmen, doğadaki bu denge artık eskisi gibi korunmamaktadır. Bizim tür olarak gelişip yenileşmemizle doğru orantılı olarak doğa için daha çok kir, zehir ve yapaylık doğurduk ve tüm bunlar etkilerini olabilecek en yıkıcı şekilde gösterdi ve göstermeye de devam etmekte.

2015’te Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları” arasından 15. amaç yani “Karada Yaşam”ın hedefi, “sürdürülebilir bir şekilde ormanların devamlılığını sağlamak, çölleşme ile savaşmak, toprak bozulmasını azaltmak ve tersine çevirmek ve biyolojik çeşitliliğinin azalmasını önlemek” olarak belirlenmiştir. Bu hedef, insanlık olarak yüz yüze olduğumuz bütün önemli doğal sorunları açıklıyor aslında. Ve bizlerin de yapması gereken bunun önemini özümseyip aksiyon almaktır.

“Doğaya derinlemesine bakın, o zaman her şeyi daha iyi anlayacaksınız.” -A. Einstein

Ormansızlaştırma , farklı kullanımlar için ormanların kalıcı olarak yok edilmesi durumudur ve genel olarak büyük çaplı yangınlar, tarım alanı oluşturmak için ve sürdürülemez şekilde kereste için ağaçları kesme olarak karşımıza çıkar.

Biyoçeşitlilik, biyota içinde bulunan en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün canlı türlerini kapsar. Fakat burada önemli olan canlıların boyutu, biçimi veya gücü değil; her birinin eşit bir şekilde biyolojik döngü için sağladığı katkılar ve getirdiği zenginliktir. Kısacası, sayılarındaki azalma da biyoçeşitlilik kaybı olarak ifade edilir.

Toprak bozulması, toprağın veriminin insan kaynaklı eylemlerden ötürü oluşan büyük tahribatlar sonucunda bozulmaya uğraması anlamına gelir ve çölleşme de bir tür toprak degredasyonudur.

“Yeni bir eyleme girişmek yeni güçlükler getirir.” -Richard Evans

Durumun moral bozucu görüntüsünün yanı sıra endişeye kapılmış devlet ve ülkelerin bu sorunların üstesinden gelmek üzere çeşitli projeler yürütüyor ve uluslararası anlaşmalar imzalıyor olmaları gerçekten umut verici. Örneğin, Çin yaklaşık 1950’lerden beri büyük çaplı çölleşmeyle savaşmaktadır ve bunun için de 1978 yılında “Great Green Wall” yani “Büyük Yeşil Duvar” projesini hayata geçirmiştir. Gayesi, Çin’in kuzey sınırında yer alan 2800 millik bir çölleşmiş araziye milyonlarca ağaç dikmekti. Bugüne kadar, 66 milyardan fazla ağaç dikilmiş. Veya, “Biyolojik Çeşitlilik Antlaşması” 196 ülke içerisinden içinde Arjantin, Bulgaristan, Yunanistan ve Yeni Zelanda gibi ülkelerin de bulunduğu 186 ülke tarafından onaylanıp imzalanmıştır.

Fakat zaman çok hızlı bir şekilde ilerliyor ve bu sorunları kökünden çözmemiz için çok daha stabil ve uzun vadede sürdürülebilirlik sağlayacak çözümler üretmemiz gerekiyor. Bu şekilde çabuk aksiyonlar alarak habitatlarla birlikte para ve zamandan da büyük tasarruf sağlanmış olacaktır. Devletlerin, girişimlerin, ülkelerin ve yetkili kimselerin üzerine çok daha yoğunlaşması gereken bir konudan bahsediyoruz. Eğer gerekenler yapılmazsa, çok kısa bir sürede geri dönüşü olmayan o noktaya erişeceğiz.

Bana göre, toprağın verimini arttırmak üzere çalışmaya başlamak diğer problemlerin çözümü için de bir kilit noktası durumunda. Çünkü hastalıklı, zehirli ve verimsiz bir toprak o bölgede ağaçların da yetişmemesi demektir ve eğer ağaçlar yetişmeyip biyosferin devamlılığının sağlaması için ormanlar oluşmazsa bu türlerin de yok oluşa geçeceği anlamına gelir.

Aşırı otlatma, toprak sorunlarının birincil nedenidir ve tehlikeli etkilere sahiptir. Bu konu hakkında alınacak önlemler de bunun doğal ortamlardan ziyade “Yapay Otlatma Alanları” gibi korunaklı bölgelerde yapılması yönünde olmalıdır. Bu alanlar, bizzat uzmanlar tarafından kontrol edilecek ve aynı zamanda yapay zeka ile entegre edilmiş olacak. Hayvanlar için gerekli otlaklar bulunacak, toprak altındaki küçük çipler sayesinde nem, sıcaklık ve minerallerin istenilen düzeyde olup olmadığı ile ilgili bilgiler sisteme sık sık düşecek. Eğer istenilen düzeyde değilse de çiplerdeki sensörler sistemi uyaracak ve örneğin, ince borular sayesinde damlama yöntemiyle sulama sağlanacak. Bunun dışında, bir koruma alanı olarak da düşünülebilir çünkü bu yerler otçul hayvanları en iyi şartlar altında barındırıyor olacak.

Zeynep Öztürk

Kategoriler: Genel

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir