Merhaba ben Baran. Geçtiğimiz yaz CU’19 kampına katıldım, daha sonra da tanıtım çemberine girerek ekibe dahil oldum. Bu yazımda sizlere programından konuşmacılarına, katılımcı profilinden projelere kadar kamptan ve neler yaşandığından bahsedeceğim. Zira kampa katılmadan önce benim de kafama sorular takılmıştı. CU’19 Yaz Kampı öncelikle bir sosyal girişim olan Circle Up’ın sosyal girişimciliği yaygınlaştırmak ve Birleşmiş Milletler’in belirlediği Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın gerçekleşmesine katkıda bulunmak için liseliler için düzenlediği oyunlar, atölyeler ve konuşmalarla zenginleştirilmiş proje geliştirme odaklı bir kamptır. Kamp boyunca mentorlerinizin yardımıyla takımca ortaya bir start-up fikri çıkarmanız ve bu fikrinizle SKA’dan en az birinin gerçekleşmesine katkı sağlamanız beklenmektedir.

2019 yılında kamp 8-9-10-11 Temmuz arasında Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul Kampüsü’nde, 09:00-17:00 arasında gerçekleşti. Kampa tüm liseli öğrenciler başvurabiliyordu. Katılım ücreti/yemek ücreti yok.  Kampta sosyokrasi, oyunlaştırma, sosyal girişimcilik, Kalkınma Amaçları, proje yönetimi vb. pek çok konu hakkında yeni şeyler öğrendim ve ilgi alanlarımın benzeştiği bir sürü insanla tanıştım. Eğer yeni şeyler öğrenmeye meraklı ve yeni insanlarla tanışmayı seven biriyseniz bu kamp tam size göre. Benzerliklerinizin bulunduğu insanlarla ortak bir amaç için çalışmak harika bir his. Ve SKA’lar gibi önemli bir konu olması da cidden ilham verici. Harekete geçmemiz ve gezegenimiz için çabalamamız gerektiğini bir kez daha hatırladık.

İlk gün yani 8 Temmuz’da, güneşli bir sabahta isim kartlarımızı ve hediyelerimizi
(bez çanta, kalem, defter ve çıkartma) alarak etkinlik çadırına girdik, çember şeklinde sıralanmış sandalyelere çöktük. Daha önceki etkinliklerden tanıştığım insanları gördüğüm için başta yalnızlık çekmedim. Zaten kısa bir check-in’den sonra oynanan Tanışma Bingo’su sayesinde kimsenin yalnızlık çekmediğine eminim. Bunda kedi misafirlerimizin de etkisi olabilir elbette. 30 tane kare bulunan bir kağıt, her karede bir özellik yazıyor: “Hayvansever biri, müzisyen biri…” gibi. Her ismi bir kere yazabildiğimiz için de herkesle tanışmamız gerek. Mükemmel bir kaynaşma şekli!

Ekipten Mahir “sosyokrasi”,  Bengisu’dan da “takımlaşma” temalı konuşmaları dinledikten sonra üniversiteyi, eski santral binasını gezdik. Katılımcılarla üniversite yemekhanesinde öğle yemeği yedikten sonra da Meriç Bıçakçıoğlu hocamızdan “Sosyal Girişimcilik Nedir?” konulu konuşmayı dinledik. Ardından takımlar belli oldu. Bu kampta 17 Hedef’ten üçü; Sürdürülebilir Şehir ve Yaşam Alanları, Cinsiyet Eşitliği, İklim Hareketi hedefleri seçilmişti. Yaklaşık 5 kişilik 6 takıma ayrıldık. Okan Pala hocamızdan “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri”ni öğrendikten sonra ise takımca canvas çalışmalarımıza başlayıp bir fikir ortaya koymaya çalıştık. Biz takımca Sürdürülebilir Şehir’ler temasını işlediğimizden kaldırımlar üzerine yoğunlaştık. Check-out yaptıktan sonra da ilk günümüzü kapattık.

 

İkinci gün hava biraz bulutluydu ancak check-in’deki “bugün kendini hangi renk hissediyorsun” sorusu bizi canlandırmak için yeterliydi.  Daha sonra da Kunduz ekibinden Barış Başaran bizlerle birlikteydi. Üniversite öğrencilerine, sınava hazırlanan lise öğrencilerinin sorularını çözerek para kazandıran bir uygulama olan Kunduz start-up’ının nasıl başladığından ve arz-talep ilişkisinin nasıl kurulduğundan bahsetti. Takımca kaynaşmak için “Marshmallow Oyunu”na geçtiğimizde ise işler kızışmaya başladı.  4 marshmallow ve sınırsız çubuk makarna kullanarak en yüksek kuleyi inşa eden takım kazanacaktı. Makarna kulesinde olduğu gibi takımda da temel sağlam olmayınca yükselemeyeceğimizi görmüş olduk.

Dr. Hande Argunşah’tan Sağlıkta İnovasyon Metadolijisi ve Biyotasarım konulu sunumu dinledikten sonra oyunlaştırma eğitimine ufak bir oyunla başladık. Ellerimizi “mum” yapıp diğer kişinin eline dikmenin daha rekabet dolu sürümü gibiydi. Ardından Can Yücel ve Eren Gökgür’den “oyunlaştırma” sunumunu dinledik. Takımca bugün de “Persona ve Çözüm Canvası” ile hitap ettiğimiz kitleye daha yakından baktıktan sonra her takım dünkü ve bugünkü canvasının sunumunu yaptı. Check-out’la gün değerlendirmesi yaptık her zamanki gibi ve günü noktaladık.

Üçüncü güne alışılagelmiş kediler ve alışmakta olduğumuz yağmurlu hava ile başladık. Dört mevsimi de yaşıyor olduğumuz kampta terlemekten titremeye geçiş yapacağımızı biz de bilmiyorduk. Mecburen yanımızda getirdiğimiz havlularımızı çimenler yerine çadırın içine serdik, günün ilk etkinliği “Tiyatro-Yoga”ya başladık. Nilay Erdönmez ve Yeşim Çağlayan’ın yönetimindeki bu konseptte hem yoga yaparken rahatladık hem de tiyatroya işi yavaşça döndürerek çeşitli oyunlar oynadık. “Ayna Oyunu” ile partnerimizin yaptıklarını taklide çalıştık, “Heykeltıraş Oyunu” ile de partnerimizi belirli bir şekle soktuk. Oldukça keyifli bir oyundu ama partnerimi dönüştürdüğüm heykelden dolayı onun aynı şeyleri düşündüğünü söyleyemeyeceğim!

CU’18 Kamp mezunu, İnova start-up’ının kurucusu Bora Öner girişimini anlattıktan sonra, TOYİ start-up’ının kurucusu Elif Atmaca bizlerleydi. Ardından birlikte Judith Liberman’ın TED konuşmasını izledik, üstüne konuştuk ve projelerimize çalıştık.

 

 

Dördüncü gün hem ayrılacak olmanın hüznü hem de sunum heyecanıyla karışık bir şekilde başladı.  Herkes sunumlarına çalışırken Meriç hocamız bizlere sunum taktikleri veriyordu.  Daha sonra kurayla sunum sıralarımız belirlendi ve heyecan doruğa çıktı. Birbirinden güzel projeler birbiri ile yarışıyordu ama elbette ödülü, girişimcilik eğitimini sadece ilk 3 takım alacaktı. Biz 3. sırada olarak sunuma çıktık bu yüzden heyecanımızı biraz yenmiştik. Jürilerimiz Okan ve Meriç Hoca bize sunumdan sonra bu projeyi ilerletmek için neler yapabileceğimiz, eksikleri nasıl kapatabileceğimiz hakkında çok kıymetli önerilerde bulundular. Her takım sunumunu bitirdikten sonra ise “Yatırımcı oyunu”na başladık. Her takım sırayla paravanın arkasında CU paralarını en beğendikleri projenin canvasına yapıştırdı.

Tabi ki kamptan herkes bir şeyler kazanarak ayrıldı. Ama ondan önce de Ankara’nın Bağları ile iyice döktürdük tabi. Misketler, kolbastılar, yerel havalar eşliğinde kurtlarımızı döktük. Herkes ayrılacağı için hüzünlü hüzünlü dururken bir anda çalan dokuz sekizlikler bu vedayı bile eğlenceli kılıyordu. Programın bitiminde ise artık her kamp gelenekselleşmiş olan bir etkinliği devam ettirdik. Mentorler ve organizatörlerimiz ile birlikte Taksim’de bir yemeğe çıktık. Zaten bu kampın organizatörleri de 2017 yılında bir kerelik yapılan kampın her sene yapılması gerektiğini düşünen katılımcılardan bir grupmuş. Belki de bu yüzden asla bir katılımcı/görevli ayrımı hissetmedik. Her zaman çok samimi ve yakın bir ortam kurulmuş oldu.

 

Kamp boyunca üretilmiş birbirinden güzel projeleri takımların kendi ağzından betimlenmiş olarak dinlemek için @circleup21 hesabındaki gönderilerden inceleyebilir, blogumuzu takip edebilirsiniz.

Kamptan sonra da kopmadığım – ya da bir türlü kopamadığım- pek çok güzel insan oldu. Circle Up’tan sonra da kendimizi geliştirmek için çalışmalar yapmaya devam ettik, projeler ürettik, SKA’ları duyurmaya çalıştık. Bol bol da eğlendik. Etrafınızda bu tarz insanlar bulunmayabilir ve bu yüzden de bu tarz ortamlara girmek oldukça faydalı. Motivasyonunuzun yüksek tutulması için de gerek tabi.

3. Circle Up Kampı da bu şekilde sonlanmış oldu. Sosyokrasi ile ilerleyen ekibe bu kamptan da katılım oldu tabi. Kamptan sonra isteyen her katılımcı bir form doldurarak çemberlerden birine katılabiliyordu. Çemberlere katılmayan ’19 katılımcılarıyla ise hala meet-up’lar ya da açık toplantılar aracılığıyla görüşmeye devam ediyoruz. Circle Up her daim büyüyen, gelişen ve değer yaratan bir aile. Sen

 

de bu ailenin bir parçası olmak istiyorsan bu yaz ki kampta seni de aramızda görmekten mutluluk duyacağız!

 

 

Kategoriler: Genel

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir